Cahit Külebi

İsmi Bütün Şiirleri olan her kitabı okumak hedeflerimden biri Türk edebiyatı için. Bu yolda bitirdiğim son kitapsa Cahit Külebi'ninki. Kitabını okumadan önce en son nerede, ne zaman karşılaştığımızı hatırlamıyorum Külebi'yle. Sanırım ilkokul Türkçe kitaplarının sayfaları en doğru tahmin olur.

Kitabı okurken hem daha sonradan tekrar okumak hem de başkalarıyla paylaşmak için çok sevdiğim şiirlerin fotoğrafını çekiyorum. Sonra bunları, internette zaten bulunan metin hallerinden de yararlanarak bu tip blog yazılarına döküyorum.

Söylediğim gibi Külebi'yi en son ne zaman okuduğumu ve şiirlerini sevip sevmeyeceğimi bilmiyordum kitabını okumaya başlamadan önce. Kitabı bitireli bir süre geçtikten sonra rahatlıkla söyleyebilirim ki şiir tarzını ve şiirlerini sevdim Cahit Külebi'nin. Buradan şöyle bir sonuca vardım en azından kendim için: sevdiğimiz şairlerin sevdiği şairleri de sevme eğilimindeyiz. Nereden mi vardım buna:
"Ben teşbihten haz etmem... Niçin şiirlerini seviyorum? Külebi bu işi ustalıkla idare etmesini biliyor da ondan. Onun başka şiirlerinde bazı teşbihler gördüm, onları da sevdim... Bu teşbihleri teşbihten saymamak lazım. Burada teşbih hudutlarının dışına çıkan bir ifade kuvveti var... Külebi eskilerin mecaz-ı urfi dedikleri halk mecazlarını kullanıyor. Bal gibi, mis gibi, gül gibi v.b. Bu şiir gelecek yıllara Cahit Külebi devrinin bir tarihi olarak kalacak... Külebi'nin şiirlerini okumakla doyamıyorum."
Orhan Veli Kanık
Şimdi sizleri benim en sevdiğim Külebi şiirlerinden birkaçıyla baş başa bırakıyorum. Bunlardan biri hariç hepsi daha önceden internet ortamında bulunuyordu. Yalnızca Küçücük şiiri internete yeni. Kutuları seven bir kız vardı, benim de onu sevdiğim ve. Onu andırmıştı okurken ve sevmiştim.


S.
I.
Bütün arkadaşlar Batıya gitti
Ben buralarda kaldım S.
Ama çok şey öğreniyor insan
Öz yurdunda kalırsa. 
Sabahları işe giderken
Ceketimin yakasını kaldırıyorum.
Gözlerim yaşarsa da
Biliyorum, daha gencim, bu soğuklar üşütmez beni.
Buz gibi havayı çekiyorum ciğerlerime
Beyaz bir duman yükseliyor geri verirken. 
Ama ne soğuk, sokaklar ne soğuk.
Otobüs bir türlü gelmiyor.
İki yanıma bakarak geçip gidiyorum,
Çocuklar koşarak uzaklaşıyor,
Kızlar daha güzel oluyor üşürken. 
Dört duvar ortasında akşama kadar
Çalışmak benim işim.
Caddeleri, ağaçları,
Kırları unutuyorum;
Şöyle ayda yılda bir
Eğer kente inersem
Alacakaranlıkta,
İncecikten yağmur yağarken,
Hafif hafif başım dönüyor
Bir hoş oluyorum. 
Sonra yine ev yine sen,
Solgun bir lamba altında oturup çalışmak.
Ara sıra gözlerimiz birbirini bulursa
Birden ısınıyor içim,
Birden ışıyor kitabın yaprakları,
Yaşadığımı hatırlıyorum
Bakıp gülerken. 
Daha çok soğuk günler göreceğiz S.
Karanlık gecelerimizi yıldızlar bile ışıtamayacak.
Öyle halsiz düşeceğiz ki geceleri,
Özlem duyarak aynı yatakta
Birbirimizden habersiz uyuyacağız,
Sabahları biz çıktıktan sonra
Odamıza güneş girecek
Daha çok soğuk günler göreceğiz S.
Ömrümüz böyle geçecek. 
II.
Bu sabah evden çıkarken
İçimde bir garip hüzün vardı,
Söküp atamadım ya S.
Geçmiş günler aklıma geldi. 
Beni dünyaya bağlayan
Şu zayıf kollarındır,
Düşünmen, gülmen, konuşman,
Çocuksu hallerindir. 
Sadakati seyrettim gözlerinde
Yıllarca sabrı tahammülü.
Bulut oldun yağmur yağdırdın
Karanlık günlerimde. 
On iki sene dile kolay
Başka türküler çağırdığım çok olmuştur,
Bazı bazı yanan şu yürek
Allak bullak olmuştur. 
On iki sene dile kolay
Bak, ikimizin de ağardı saçlarımız.
Aldırma oynaşıyor ya sokakta
İki erkek kedi gibi çocuklarımız. 
Başka türküler çağırdığım çok olmuştur
Bir tanesi var ki o da sensin.
Bırak yine çağırayım S.
Nasıl olsa güzelsin.
1948

İkinci Kişi
Bazı karşıma çıkıyorsun,
Tanıyacak gibiyim seni.
-Gel biraz konuşalım, diyorum.
Cevap vermiyorsun. 
-Ellerin titrer miydi eskiden?
Dumanlı mı görüyordu gözlerin?
Padişahlar gibi hayal mi kurardın?
De bana, diyorum, susuyorsun. 
-Kitap okumayı severdin,
Kırlarda dolaşmayı, bahçeler
Bilmediğin kadınlar gibi miydi?
Söyle, diyorum, duruyorsun. 
-Atlarla, insanlardan daha çok
Yoldaş mıydın çocukluğunda?
Neyledin hepsinin yokluğunda?
Diyorum, ağız dil vermiyorsun. 
-Nasıldı ilk gurbete çıkışın?
Kıyısına ilk vardığın deniz?
Koynuna ilk girdiğin kadın?
Ağzına ilk sürdüğün kadeh?
Nasıldı delice çalıştığın,
Delice eğlendiğin geceler?
Bir tutam yonca gibi tertemiz,
O kıza âşık olduğun günler
Nasıldı, diyorum, gülüyorsun. 
-Yorgunum şimdi,yorgunum çok!
Bir de sen cevap vermiyorsun.
Kolundan tutmak istiyorum, fayda yok;
Bırakıp beni gidiyorsun.

YAĞAN KAR
İLE
DÜŞÜNMEYEN ADAM
Kar yağarken ortalık toz duman
Nasıl da olur bebem?
Artık benim de içim öyle
Kötü şeyler düşünmem. 
Şimdi batıda yaylalarda
Ortalık çayır çimen,
Kişnesin taylar, ey insanlar!
Binmek istemem. 
Kızlar geçsin kapımızın önünden,
İster sarışın, ister kumral, ister kara,
İnanın bana ey insanlar!
Çıkmam bir daha sokaklara. 
Çıplak resimler, paslı kilitler, aynalarla
Dolu kafam bir delinin cepleri gibi.
Şimdi nasılım ey insanlar!
Beğendiniz mi?
 
Cehennemde
Ölüm ara sıra yokluyor beni
Oturuyor geçip karşıma.
Daha, diyor, daha vaktin gelmedi
Sonra dönüp gidiyor başkasına. 
Ama her zaman bu böyle olmaz
Çocuklar, ihtiyarlar, tazeler
Görüyorum gider, sıra sıra bekleşir
Hacıbayram önünde cenazeler. 
Bir gün beni de alıp gidecek.
Ne işine yararım bilmem?
Tanrı katında utangaç beceriksiz,
Zayıfım cehenneme giremem. 
Tanrı görünce beni, Azraile
Kızacak: - Niye getirdin bu çocuğu, diyecek
Daha gün görmemiş, cahil, habersiz,
Çok vakti varmış yaşayıp sevişecek. 
Azrail kızarıp bozararak
-Efendimiz bir yanlışlık oldu, diyecek,
Yeniden dünyaya getirecek değil ya
Alıp cehenneme girecek. 
Zebaniler de beni görünce şaşarlar birden
-Bre azrail getirilir mi buraya, derler
Böylesi, kırlarda gezip tozmalı, gül koklamalı
Okşamalı güzel kadınları birer birer. 
Akşamları seyretmeli gün batarken,
Pencereye vuran yağmuru geceleri;
Sırtüstü uzanıp kitap okumalı
Sağmalı ak koyunlar gibi düşünceleri. 
Denize karşı durmalı mahzun,
Kır atlar üstünde kuş gibi uçmalı,
Kederlenirse, sevinirse
Keyfince kendinden geçmeli. 
-Al götür, getirdiğin yere bırak, derler.
Şaşırır Azrail mahçup,
Geri getirse, adet değil,
Bir yana gizleyemez korkusundan;
Elimden tutar öyle,
O benden utanır, ben ondan.


Elma Yiyen Kadın
Dudakların elmadan etli
Böcek gibi kara gözlerin
Sen mi tatlısın şaşırdım kaldım
Elma mı tatlı? 
Benim kara böceğim baka baka
Isır bakalım elmayı daha.
Güzel olmaya güzeldin ya
Şimdi güzelsin iki katlı.

Çürüyen Otlar
I.
Bilinmez hangi şehirde
Yaşarsın aşktan habersiz,
Küçük çakıl taşım, nasıl bulayım!
Kaybolmuşsun bir kocaman nehirde. 
Bu kimin çocuğu, der, seni görenler.
Benim çocuğum, diye sesim gelir uzaktan.
Bunca kötülüğü bağışlatır bakışın
Yanakların kızarır ağlamaktan. 
Bir gün sokakta rastlasam, ellerini
Alsam avuçlarıma okşasam.
Sıcaklığını tanır da mısralarımdan
Kız kardeşimsin sanırlar belki. 
Sen orada, ben burada
Birbirimizden habersiz
Ayrı yaylalarda yeşeren otlar gibi
Bekleye bekleye çürüyeceğiz.

II.
Senin oturduğun şehirde
Gökyüzü mavidir benimkinden,
Çiçekler daha taze
Kuşlar bile güzeldir birbirinden. 
Şarkılar daha neşeli, daha mahzun
Akşamlar daha garipsi,
Umut alabildiğine geniş,
Umutsuzluksa denizler gibi; 
Trenler bile daha sevinçli
Daha kederli gelir gider.
Gençler bütün haşarı
Yaşlılar büsbütün kederlidirler. 
Kadınların sütü daha gür, daha ak
Çocukların iştahı yerinde.
Gemiciler bile daha sarhoştur
Doğup büyüdüğün şehirde. 
Garibim! Nazlım! Öksüzüm!
Hayal rüzgarlarıyla emzir beni de!
Uzak ya, kokunu duyuyorum
Gül gibi açıldığın şehirde.

Kış Yorumu
Karanlık kış günü akşamüstü
Bırak kendini sokaklara,
Git bakalım gittiğin kadar!
Freni bozuk kamyonlar gibi.

Sevda mı, umut mu, arkadaş mı
Anılar mı? Nerde...
Ölüm mü? Doğduğun günden beri
Ardından gezer caddelerde.

Karanlık kış günü akşamüstü
Bir gülüş mü? Sıcak.
Dükkânların ışığı mı? Tramvaylar mı?
Geçen kıvılcımlar saçarak.

Bütün trenleri kaçırdın.
Acıklı bir roman gibisin şimdi.
İşte milyon insanda milyon yürek
Seninçin çarpar mı biri?

Karanlık kış günü akşamüstü
Dost diye sokaklarda kendini ara,
Sevdalı kimsesiz, sarhoşlar gibi
Sarıl gizlice ağaçlara.

Alacakaranlıkta
Akşam karanlıklarla sarmaş dolaş
Sen de sarılmışsın yalnızlığına,
Taksiler kurşun gibi gelir geçer
Troleybüsler salına salına. 
Tek tük kadınlar aydınlatır caddeyi.
Genç kızlar beyaz neonlar gibi.
Ortancalar gül rengi ışık saçar,
On beşine varmamışlar masmavi. 
Sen de yalnızlık saçarsın.
İçmeye korkarsın, efkâr basar.
Ağlayamazsın elâlem var.
Şapkanı bile çıkaramazsın
Saçlarını uçurur rüzgâr. 
Gittim deniz kıyısına oturdum.
Akşam karanlıklarla sarmaş dolaş,
Ben de denize akıyordum
Irmaklar gibi yavaş yavaş.  

Küçücük
Sen bir küçük kutusun, kutular içinde.
Ellerin kolların ak kutular içinde.
Gülüşün, düşünüşün, sevişmen,
Dişiliğin sıcak kutular içinde. 
Ormanların uçuşur yumuşaklığı,
Saçların ırmak kutular içinde.
Gülüşün, düşünüşün, sevişmen,
Tazeliğin uzak kutular içinde. 
Yeşil ter kokusu, senin kokun
Sonsuz okşayarak kutular içinde.
Gülüşün, düşünüşün, sevişmen,
Su gibi akacak kutular içinde. 
Göklerde esen yel çocukluğundan,
Kar suları sızacak kutular içinde.
Gözlerin tül gibi çinilerden,
Türk mavisi dalgalanacak kutular içinde.

Bir Küçük Pembe Bulut
Başımın üstünde dönen bulut
Sevda mısın sen, bulut musun?
Tavus kanadından, öyle pembe,
Ne ki gerginliksiz, tozam tozam,
Öyle ele geçmez, kayıcı, uzaksıl.
Öyle yağmur, öyle aşk, öyle umut... 
Bütün güzellikler ve yaşam
Elden kaçırılmış bir fırsat oldu.
Öyle kadın, öyle doğa, öyle esinti,
Öyle utku, öyle okşayış, öyle söz... 
Başımın üstünde dönen bulut
Belki dağ bulutusun sen, belki ova, belki deniz,
Belki de eski aşklardan kopmuş kalmış
Ve unutulmuş...
Belki de bir ezgi kızların türkülerinden,
Öyle gözyaşı, öyle düş, öyle sevinç...
1977

Kaynaklar veya ek okumalar bir bakıma:

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Fedora 24'te GRUB 2 Önyükleyici Temasını Değiştirme

Diğer Dillerde Hoşçakal

Müfettiş Gadget'taki Kötü Adamın Yüzü Açığa Çıkmış